26 Ocak 2012 Perşembe

GDO zararsızdır!

"Genetiği değiştirilmiş organizmalar"'ın kısaltması olan GDO, basitçe yabancı DNA moleküllerinin bir canlıya aktarımı ve ona yarayışlı özellikler kazandırılması olayıdır.

GDO üretilirken çoğu zaman pozitif fayda sağlayan tek bir gen kullanılmaktadır. Bu, bir hastalığa direnç geni, soğuktan korumaya karşı antifriz geni, tohum verimliliği artıran damızlık etkisi olan bir gen vs. olabilir. Bu gen aktarım metotları yıllardır büyük çabalarla yapılmaktadır, sanılanın aksine geçen yıl başlamamıştır. Gen aktarımında kullanılan metotlar, öncelikle bakterilerde 41 yıl önce 1970 yılında DNA kesici enzimlerinin keşfiyle başladı. Otuz yılı aşkın bir süredir de hayvan, bitki ve insan genleri, genomları değiştirilmekte ve bu iş profesyoneller tarafından büyük bir başarımla bulaşıcılık riski olmadan gerçekleştirilmektedir. Kaldı ki kullanılan genetik yöntemler, bakteriler gibi doğal gen aktarım yöntemlerini çok sıkça kullanan canlıların mekanizmalarını en üst düzeyde taklit ediyor. Kullanılan yöntemlere neredeyse doğal diyebiliriz. Zaten bu gibi sebeplerden dolayı bakterileri bilimsel araştırma konusu yapıyoruz. (Bakteriler ve diğer canlılarda da türler arası gen aktarımı sıkça görülmektedir ve TAMAMEN doğaldır.)

Aktarılan genler yapay olarak laboratuvarda üretilebildiği gibi fare gibi bir canlıdan da çıkarılıp bitkiye ya da hayvana aktarılabilmektedir. Yapay ve doğal genlerin aktarıldığı canlıdaki etkilerinin yüzde yüz aynı oldukları defalarca gösterilmiştir, çünkü nereden çıkarılırsa çıkarılsın zaten tıpatıp aynı moleküllerdir.

Bitkilerdeki gen sayıları oldukça değişkendir, fakat tükettiğimiz bitkiler çok kabaca 25.000 civarı gene sahiptirler. Biz organik diye tabir edilen her bitkiyi tükettiğimizde 25.000 civarı gen de yemiş oluyoruz ama genetik bütünlüğümüze hiç bir zaman bir şey olmuyor. Yani gen tüketmek insanın genomunu değiştirmiyor. GDO'da ise 25.000 genden yalnızca bir tanesi değiştiriliyor. Bu değişimin sonucunda eklenen genlerin değişmediği, bozulmadığı veya yanlış bir ürün üretmediği kontrol edilebiliyor ve yanlış transgenik ürün bertaraf ediliyor. Sağlıklı ve kurallara uygun bir şekilde aktarılan gen ise bitkinin genomunun bir parçası oluyor ve bitkinin bütün genomunu bozabilecek bir etkiye maruz kalmadıkça (çok yüksek radyasyon) transgenik gen içeriği bozulmuyor veya yanlış protein üretmiyor.


Yöneltilmekten zevk alınan dini bir argümana cevap olarak: Sanıldığının aksine domuz geni bitkiye aktarıldığında haram bitki üretmiş olmayız, sebebi şudur: Bütün DNA molekülleri SADECE ve SADECE adenin (kısaltma: A), guanin (G), sitozin (C), timin (T) ve urasil (U) nükleotitlerinden (DNA'nın yapıtaşları nükleotitlerdir) meydana gelmektedir. Teknik olarak domuz DNA'sıyla insan DNA'sı arasında dıştan da baksanız içten de baksanız 3 boyutlu yapıda hiçbir fark yoktur. Farkı yaratan yalnızca ve yalnızca bu beş nükleotidin dizilişindeki farklılıklardır (ATGC yerine TTGC gibi). Domuz ve insan genomu (hücre çekirdeğindeki DNA'nın tümü) birbiriyle inanılmaz derecede aynıdır. Çok çok ufak "diziliş" farklılıkları domuzu domuz, insanı insan yapan farklılıklar oluverir. Laboratuvarda bakteri ve domuz geni üretmekle, insan geni üretmek arasında teknik olarak hiçbir fark yoktur. Domuzda 20.000'in üzerinde gen bulunmaktadır ki bunların büyük çoğunluğu işlev olarak insanınki ile aynıdır. Dolayısıyla domuz geni üretmekle insan geni üretmek arasında hiçbir fark yoktur ve bu, haram ürün üretmeye sebep olamaz.

Sıkça duyulan "gen terapisi" yöntemindeki amaç GDO üretmektir. GDO burada insandır. Gen terapisi yönteminde yabancı DNA ve RNA makromolekülleriyle insan genomuna (genetik dizilim) doğrudan bir etki söz konusudur. GDO tüketimi sonrası oluşabilecek sağlık problemlerinin oluşma riskinin yüzbinlerce katı gen terapisi için geçerlidir ama işin adı "sağlık" olduğunda insanlar bu tedaviye karşı çıkamıyorlar. Yine gen terapisine karşı bir toplumsal oluşum göremedim, halbuki çok dikkatli olunması gereken olumlu bir teknoloji.

Bu işin en profesyonel şekilde ve yoğun kontrol altında yapılması hepimizin dileğidir ve bu şartlara uyulduğu takdirde GDO'nun insan sağlığına kısa ve uzun vadede hiçbir zararı olmayacaktır. Genetik bilimi size bu güveni verecek kadar ilerlemiştir. "Ben genetikçiyim, gdo çok zararlı" diye ortaya çıkan profesörler ise ya gerçekleri bildiği halde duygu sömürüsü yaparak cebini doldurmak amacında yahut hakikaten genetik hakkında "herhangi" bir bilgisi bulunmuyor.

Tolga Tarkan Ölmez
30 Ocak 2012

1 Mayıs 2011 Pazar

erler film gururla sunar

Yeşilçam filmlerinin sonundaki ekstra karıncalanmalar meğer, gözyaşlarımın bana oynadığı bir oyun imiş.

5 Ekim 2010 Salı

Pia 3 (Pia halka arz ediliyor!)

Yetişkinlik başa bela sayın okuyucu dostum. Nihilizm da var ise yanında hele hiç çekilmiyor. Yakın gelecek ve yaşadığım anı düşünmeyi erteleye erteleye yaşamayan bir yaşam formu oluverdim. Kendimi değiştirmeliyim. Dine mi adasam kendimi yoksa? Balık mı tutsam gün boyu? Sanata vermeliyim kendimi belki de. Hepisi caizdir.

Mezun olmaya yakınken, o en eski anılara zincirlediğin şairane duygun spartaküslük yapıp ortaya çıkıveriyor.

içimden geçenleri söylemece oyununa vakti zamanında "Pia" dedim ve şimdi onu halka arz ediyorum. Pia 4'ü halletmiştik unutmayasınız. Pia 5 yakında gelecek inşallah!

esen kalın!

Yazıya Eşlik Eden Şarkı:
Fatih Erkoç - Ellerim Bomboş

3 Ocak 2010 Pazar

Amerika batınca biz de batmış sayıldık! (Bölüm 1)

Öyle mi olacak ülkemizin sonu? Belki de battıktan sonra yerimize kurulacak ülkelerdeki Türk azınlık okullarında eğitim gören çocuklar, söyleyecekler bu lafı; özgürlüklerini kaybetmiş olmanın verdiği yitiklik ve sakinlik duygusu içinde.

1 Ocak 2010 Cuma

Bu Yıl Olsun, Hey Hey !

Bu yıl olsun hey hey!
Bu akşam öyle ışıltılı ki her yer; o ışıltı gökyüzünün ucu bucağı görünmez zifiri karanlığına bile meydan okumuş. Öyle ki, gece yarısına gelinmesine rağmen gökyüzü katran karası değil de bir akşamüstü sonrasında aldığı renk misali lacivert.
Bu ışıltı insanların içini de aydınlattı mı dersiniz? Kanımca değil. Teknoloji her geçen gün yeni bir ışık kaynağı buluyor, aydınlatılamayacak karanlık kalmamakta yavaş yavaş. Çelişkiye bakın ki ışık kaynağının büyümesine karşın içimizdeki karanlık daha da koyulaşıyor.
Bir yıl daha bitti… Sabaha kadar yediden yetmişe; başbakanından çöpçüsüne herkes yeni yıl dileklerini paylaşacaklar. Yarın gazeteler, dünyada yıl boyunca neler olup bittiğine dair kuşe kâğıda baskılı bir ekle çıkacaklar. Siyasette, ekonomide, sokaklarda hatta sosyetede neler olduğunu fil şeridi gibi şöyle bir gözler önüne serecekler. Geçen yıla veda bitince ya şimdi ne olacak diye düşünmeye başlayacağız. Bugün saat on ikiyi dünden daha farklı mı geçti sanki. Her yeni yılda dilenilen sağlık, mutluluk, huzur, sevgi, barış, dostluk, hoşgörü ve para acaba bu yıl şaşırıp yanılıp da insanlıkla buluşacak mı? Sakın aksine savaşlar artıp açgözlülüğümüz tavan yapmasın? Sakın hoşgörü unutulup daha da bencilleşip yobazlaşmayalım? Sakın çağımızın ince hastalığı, gripten daha beter bulaşıcı, aşısı icat edilmemiş dermansız dert mutsuzluğa her ayağımızı üşütünce yakalanmayalım?

Keboş

24 Aralık 2009 Perşembe

Eklemler Neden Aşınmaz? (Part 2)

Halk tarih boyu yoksullaştı dedik, ezildi dedik. papalık ve savaşlar, insanların katline ve demokratik medeniyetlerin silinmesine sebep oldu dedik. bu noktada halk hep kullanıldı, salaklaştırıldı ve üç kuruşa razı olması sağlandı. halk salaklaştıkça tepkisizleşmeye başladı. bu bile yetersiz idi, halk sürekli olarak daha da salaklaştırılmalıydı, çünkü artan müfusla birlikte akıllanabilme ihtimali bulunan halkın iyice baskılanması ve kontrol altında tutulması gerekiyordu. işte örnek: http://www.youtube.com/watch?v=ClqUcScwnn8&NR=1

Propaganda Time!!!

halkların salaklaştırılması ve yanlış yönlendirilmeleri için iletişim araçları ve toplantılar bulunmaz Washington kumaşı idi. nitekim kullanıldı, hala da etkin biimde kullanılmakta. işte örnek: http://www.youtube.com/watch?v=Ct9xzXUQLuY&feature=related

internet hiç keşfedilmemeli idi diyor bay Rockefeller, bahane olarak da siber suçların çok büyük etkiler yaratabileceğinden bahsediyor. amaç internetin de kontrol altına alınması ve halkların salaklaştırılmasının sağlanması.

interneti kullanın ama özgür bilgi almak için kullanın. Copy-Paste bilgiler ve ezberler zihninizi bulandırır ve sizi salaklaştırır. yorum yapamadığınız bir durumla karşı karşıya kalmaktan kaçının. taraflı ve objektif arasındaki farkı iyi kavrayın ve tarafsız yorumu kullanın, aksi takdirde daha da salaklaşacaksınız ve köleleşeceksiniz.

Bitti!

Eklemler Neden Aşınmaz? (Part 1)

Alem-i Cihan'daki copy-paste kültürü gelişedursun, insanlar internet sayesinde sahibi olamadıkları bir çok şeyi kolayca elde etmeye başladı. yazının içeriğinin eklemlerle alakalı olacağını düşünen var ise gerisini okumasın.

karanlık çağda bilinen ilk topluluklarda olduğu gibi güçlü olan güçsüze karşı üstün gelmeyi ve kalmayı arzulamıştır. güçsüzün yiyeceğini almak ve onu kendisine bağlamak bizim en eski çağlardan kalan bir özelliğimizdir. velakin, ilk uygarlıklar oluşmaya başladığında güçsüz çoğunluklar agoralarda (halk meclisi) seslerini çıkarmaya başlamış ve tarih boyunca uygulanan ilk ve tek demokrasi sisteminin şanslı bireyleri olmuşlardır. güçlü-güçsüz ayrımı kalkmış, gaddar diye bilinen Hammurabi'nin yapmış olduğu yasalarda olduğu (yanlış eğitim sistemi) gibi, hırsızlığı ve kanunsuzluğu lanetleyen yasalarla halk özgürleşmiş ve yalnızca kanunlara uymayanlar katledilmiştir.

Roma imparatorluğu, tarihin ilk imparatorluğu ve Lidyalılar parayı bulduktan sonraki ilk kapital yapılanmasıdır. yazıktır ki barış içinde yaşayan, bu en demokratik dünya halkları, dünyanın uygarlık barındıran topraklarının büyük çoğunluğunu fetheden Pers ve Roma imparatorluklarının bünyesinde eriyerek tükenmişlerdir.

ortaçağ'da Papalık, sonrasında yükselen krallıklar ve sonunda ulus devletleri; hep büyümek ve söz geçirmek amacıyla politika yapmışlardır. güçlü ve güçsüz ayrımı yeniden başlamış, halkın geneli fakirleşirken o günün konjönktürüne göre soylular ya da burjuvazi sınıfı zenginleşmiş ve sınıf ayrımı yaygınlaşmıştır.

büyük devletlerin, ekonominin her şeyin can damarı olduğunu keşfetmesi ile merkantalizm ve kolonizasyon(sömürgeleşme), nedense (?) aynı tarihlere rastlayıverir. işte bu sömürgecilik faaliyetleri, dünyadaki değerlerin (para ve diğer kaynaklar) belli büyük ülkelerde toplanmasını sağlamış. eskiden savaşla fethedilen topraklarda kontrol edilmesi zorunlu görünen ve elbet sorun çıkaracak halk da kaynaklarının sömürülmesiyle birlikte kendi kendilerine köleleşmişlerdir. afrika halklarının süper devletlere karşı koyacak kadar gelişememeleri, onları bulundukları konumdan dahi geriye itecek hale gelmiştir.

modern sömürgeciliğin anlamı ise süper güçlerin kurduğu süper bankalar ve şirketlerdır. bu iki kurum özellikle amerika'da büyümüş ve bir karadelik gibi hiç tükenmeyen ve gittikçe büyüyen bir para hortumunun başlıca aktörleri olmuşlardır. Zeistgeist filminde olduğu gibi bu kurumlar günümüzün gizli soyluları olmuşlar ve Corporatocracy (Şirket Hanedanlığı) adını almışlardır. halkların modern köleleşmesinde en büyük katkıyı, herkesin hayranı olduğu bir adam olan John D. Rockefeller sağlamıştır. dünyanın ilk petrol şirketini kuran bu adamın hanedanlığı, Amerika büyüdükçe büyümüş ve yüzyılı aşkın süredir en tepelerde yerini almaktadır.

(Devam Edecek)