4 Eylül 2009 Cuma

Ya Integral, Ya Ölüm!



Kan akıyor, kan sıcak, kan can demek...

hissediyorsun içinden geçişini kanın, hiç bu kadar hissetmedin belki. az şeker tükettin tansiyonun düştü, sonra yedin yükseldi. bir köşeye çekilmişsin, en efkarlı vaktindesin zamanın. müzik arkada. dünyayı algılamaya başlamışsın, hayat üzerinde yıllar sonra tekrardan düşünmeye başlamışsın. yazdığın şiirlerin geliyor aklına, hepsi üzerinde uzun uzun kafa yorduğun ölüm hakkında. her seçim nedenini doğurur diye bir laf öğrenmişsin, aklın sıkıştıkça onu tekrarlıyorsun. neden tekrarlıyorsun? neden sebep var? neden var var? neden yok var? düşünmek niye? ya yaşamak? ölüm daha mı iyi dersin? ölümü düşünen mi hayatın kıymetini algılar sanki? yoksa hayat "yaşa gitsin ulan" felsefesinin ürünü mü? kim neyi yaşıyor, neyi istiyor ve neyi elde ediyor? hayat ona neler sunuyor ve ondan neler götürüyor? hayat bir değer mi? hayatın kıymetini algılamak niye?


69 yaşına geldiğin zaman ölüme bir adım daha yaklaşmışsındır demektir. o zaman mı değerlendireceksin yaşadığın zamanı, o zaman değerlendirmenin bir anlamı kalıyor mu? kalmıyor evet dostlar. hayatı ölümü, aklının fikrinin ve zikrinin zirvesinde iken değerlendireceksin. ölüm hayattan daha büyük anlama sahiptir, çünkü kim ne düşünürse düşünsün, henüz ölüp de aramıza gelmiş bir insan yok. bilemeyeceğimiz tek şey ölümden sonrası (varsa).

Tutun tolga'yı yoksa intihara mı sürüklemek istiyor kendini? bak oğlum bu kadar düşünme hayat hakkında kendini harap edersin. bu güzel yaşında hayatın baharını yaşarken ölüm ne ola ki! tavırlarını takip edin, ona sevgi ve saygı gösterin, o çok hassas. (dıştan gelen ses- içe yankılanan dış ses)

yok arkadaşlar dostlar öyle bir niyetim olmaz, olamaz da. hem korkarım, elimden gelmez, aklımdan geçse, mantığımdan geçmez. zamanı gelince ölüme karşı gelemeyeceğimiz zaman hepimiz ölürüz. ben de o vakit öleceğim. ama ne vakit öleceğimi bilemem. sen bilemezsin, o bilemez, kimse bilemez. ne büyük kumar hemi!!! heyecan katıyor insanın hayatına bu ölüm denen şey.

kan hala sıcak ve sebebi var. bir şekilde bir sebebe bürünmüş bir hayatım var ve o hayata saygı duyuyorum ama isteğim herkesin benim hayatıma saygı duyması. günlük kaygılardan, hırslardan, telaşlardan olabildiğince arınması ve mutlak iyiliğe doğru kanat çırpması. ya integral, ya ölüm!

İsrail-Arap Savaşı



Yüzüm gülmek bilmiyor bu akşam. 205 diyor çevrimiçi gazeteler. ölen insan sayısı. peki yıkılan gurur, onur sayısı kaç? gözyaşı giren hane sayısı, Savaş çocuklarının sayısı kaç?

JeoStratejik Çocuklar öldüren İsrail devletini hepimiz kınayalım. Hamas'ı bahane ederek kitlesel katliam yapan İsrail'i kınayalım.

Onbinlerce insanın "hiç" uğruna ölmesi, yaşayanlar için ne kadar üzücüdür.

2 Satır



...neden nem tuttuğunu bilmezsin gözlerinin,
içindeki o gözyaşı veren cana elleyen bir şeyler olmalı...

Sevgilim!



Sevgilim! Sepetine güzel olan ne varsa koy getir.
Kelimeler beni etkileyemez, bana güzellikler getir.
Rengarenk çiçekler ve kokulu yaz meyveleri getir.
Memleketinin havasını, arabanın lastiğine doldur da getir.
Estetikten anlarım ben. güzel yüreklerden ve düşüncelerden anlarım ben.
Çok iyi anlarım; çok şey anlarım.

bir sonraki


daha çok oku, çocuk!
ellerini aç oku, yukarıya aşağıya.
geçmişi geleceği oku, insanların suratlarına.
hatırlatırmışçasına.

sabahın ilk ışıkları


güneş ışıklarının da yardımıyla uykusuzluğumu sonsuza dek baskılamayı başardım. ne halt arıyorsam gecenin karanlığında zaten. derdim birine bir şey anlatmak mı? hayır. bilgisayarın otomatik sorduğu "do you like it?" sorusuna cevaben basılan bir botun mu, aktaran duygularımı? yok, ben "beni kimse anlamaz" havamdayım. aklım bir kasetçalar olsa çaldığı parça cengiz kurtoğlu'ndan oluverirdi. o kendine bile kaygısız, isyan ve kederi bir mutasavvıf bedeniyle yaşayan parçalardan biri.

insanlar, kendilerine uzaklaşmışlıklarıyla o kadar yalnız bırakıyorlar ki beni. ha; yalnızlık çok mu koyuyor bana, hem de 340 facebook arkadaşlı biri olarak? yoksa yürütebileceğim ve yönlendirebileceğim bir grup olmadıkça kendimi yalnız mı hissedeceğim? belki. peki bu notu insanlar okusun ve beni anlasın diye mi yazıyorum? belki artık kağıda yazmanın modası geçti ve ya kağıda yazmak güç geliyor; düşünsene, temiz a4 kağıt bul, bi de o hiç beğenmediğin yazınla mürekkebin eline bulaşmaması için dua edeceğin bir masa. ölme eşeğim ölme, yaz gelince yonca yersin. şimdiye kadar zaten hiç bilemedim ne için yazdığımı.

bizi (beni en azından) mutsuzluğa yönelten şey, hayatın kendisinde meydana gelen baş döndürücü hızdaki köklü değişimler değil mi? kim kaldı eskiden, neyi elinizde tutabildiniz bi düşünsenize? biz geçmişe dair, kendimize dair her şeyi unuttuk, o yüzden bu ikiyüzlülüğümüz.

kavanoz dipli dünya demişler, demişler de hiç boş laf etmemişler. küçükken nasıl güzel görünüyordu, şimdi nasıl yürek daraltıyor.

başka kimse için olmasını beklemesem de, bu yazı benim için kıymetli.

not: google görselde "güzel" anahtar kelimesini yazdığım vakit karşıma ilk gelen resme bakar mısınız? ana fikrimi bu kadar müthiş anlatan başka bir nane olamazdı.
google görsele "Güzel" anahtar kelimesini yazınca karşıma gelen ilk fotoğraf

5 Mayıs 2009 Salı

Hoşgeldim ben!


Blog oluşturma gereksinimi ve onu yayınlama içgüdüsü büyük bir gazla gelir, ama bana anlık bir doğuşla ulaştı. neyse işim var şimdilik, sonra dolduracağım.